top of page

Benim Adım Kemeraltı

Ben asırlar var ki, İzmir’in can damarıyım. Eskiden, çok eskiden Agora’yı denize ben bağlardım, şimdi de Anafartalar’ım boyunca beni ziyarete gelenlerle dolup dolup taşarım. Tüm caddelerim, sokaklarım ve küçük meydanlarımla gün boyu cıvıl cıvıl cıvıldarım. Çünkü Kemeraltı’dır benim adım!

 

Dünya üzerinde bir eşim benzerim daha yoktur benim. Binlerce yıldır aynı yerde soluk alır, aynı yerde soluk veririm. Bu yüzden sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en büyük ve en eski çarşısı sayılırım. Tonozlu ve kubbeli hanlarım, hamamlarım da olmuştur geçmişimde, modern mağaza ve pasajlarım da vardır günümüzde. Hepsini bir tutar, ayrım gözetmeksizin bağrıma basarım. Çünkü ben Kemeraltı’yım!

 

Sonra “ezan-çan-hazzan” sesleri aynı anda yükselmiştir gök kubbemde. Hoşgörüm sonsuzdur; kimsenin malında, canında, dininde gözüm yoktur. Herkesi sevgiyle kucaklarım. Çünkü ben eski toprağım; Kemeraltı’yım!

 

Sinemalarım, lokantalarım, otellerim, kahvelerim vardır içimde. Ve konfeksiyonculardan ayakkabıcılara, sahaflardan kuyumculara, baharat ve aktarlardan çiçekçilere, balıkçılardan şekercilere, turşuculardan çeyizcilere, antikacılardan tuhafiyecilere, boncukçulardan terzilere, oyuncakçılardan zücaciyecilere, çerezcilerden şerbetçilere, etçilerden sütçülere, raflarında ve tezgâhlarında çeşit çeşit peynir zeytin tereyağı yoğurt yumurta pastırma sucuk bal ve reçel bulunan mandıralardan pastanelere, urgancılardan ve yorgancılardan halı ve kilimcilere kadar irili ufaklı bir dolu mekân, bir dolu dükkân… Ne ararsanız arayın, bulursunuz bende…

 

Geleneksel el sanatlarımızı yaşayan ve yaşatan tahta oymacılarım, demircilerim, bakırcılarım, marangozlarım, seramikçilerim, çinicilerim, tombakçılarım da vardır elbette. Ki onların renkleri ve sesleri bambaşka bir dünyanın kapılarını açar önünüze…

 

Kiliselerimi yıkmışlardır; ama camilerimle komşu sinagoglarım durur hâlâ bir köşemde… Belki çığırtkanlarım, seyyarlarım da çoktur; ama gelen müşterisini geri çevirip henüz siftah yapmamış komşusuna gönderen de vardır bende…

 

Dedim ya, Kemeraltı’dır benim adım! Şimdi var mısın, beni benimle birlikte boydan boya gezmeye?!.

 

•••

 

HANLARI, HAMAMLARI VE İBADET MEKÂNLARIYLA KEMERALTI REHBERİ

 

Kızlarağası Hanı

1741’de, I.Mahmut’un hareminden Kızlarağası Hacı Beşir tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen plânlı, iç avlulu, iki katlı ve dört kapılıdır. 1993’de restore edilen yapı topluluğu, günümüzde antika eserler ile otantik hediyelik eşya satan dükkânların, gümüşçülerin, sahafların, halıcıların, dericilerin ve çay-kahve salonlarının bulunduğu bir uğrak yeridir.

 

Çakaloğlu Hanı

17’nci yüzyıl tarihli bu yapı, dikdörtgen plânlı ve üstü tonozlu, kapalı bir çarşı şeklindedir. Ancak ne yazık ki, karşı komşusu Kızlarağası Hanı kadar şanslı değildir. Son derece bakımsız bir hâlde depo olarak kullanılan han, restore edilip tekrar hayat bulacağı günleri beklemektedir.

 

Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan ve daha yakın tarihte inşa edilen Arap Han ile Abacıoğlu Hanı ise kısmen de olsa yaşamaya devam etmektedir.    

 

Kemeraltı Camileri

Osmanlı vilâyetleri içinde, Osmanlı mimari üsluplarının en açık şekilde görüldüğü camiler bakımından, aslında İzmir çok fakirdir. Sultanlar adına yapılan bir tek cami olmaması; hem bu durumun bir sonucu, hem de varolan camilerin de mimari üsluplarının son derece sade ve gösterişsiz yapılmasını açıklar gibidir.

 

Hisar Camii

1592 yılında, Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Ortasındaki büyük kubbesi sekiz fil ayağı üzerinde durmakta, yanlarda üç büyük, geride üç küçük ve son cemaat yerinde ise yedi küçük kubbesi bulunmaktadır. Minaresi tek şerefelidir. İç süslemeleri ve sütun başlıkları oldukça iyi korunmuştur. 2001’de meydana gelen depremde minaresinin bir kısmını kaybeden Hisar Camii, bu tarihten sonra onarıma alınmış ve kısa sürede ibadete tekrar açılmıştır.

 

Kemeraltı Camii

1671’de Yusuf Çavuşzâde Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. 853 ve 856 sokakların kesişme noktasında, bir zamanlar denizin buralara kadar uzandığı eski iç-limanın kıyısında bulunur. İbadet mekânı tek kubbeli ve kübiktir. İçindeki alçı süslemeleri ise pek güzeldir. 1812’de ciddi bir onarımdan geçen caminin, medrese ve kütüphânesi çoktan tarih olmuş, sebilinin suyu kesilmiştir. Cephesindeki “kuş yuvası” ise henüz yerli yerindedir.

 

Salepçioğlu Camii

1906’da Salepçioğlu Hacı Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. 850 ve 917 sokakların birleştiği noktadadır. Bir büyük, üç küçük kubbeli, ince ve zarif minarelidir. Dış duvarları mermer ve yeşil taşlarla kaplıdır. Büyük kubbesi ise altın varakla işlenmiştir.

 

Başdurak Camii

Yapım tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte kitâbesinde yazdığı kadarıyla 1774-75 yılları arasında onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Altında mağazalar bulunan bu cami, sekizgen çift kasnağa oturan tek kubbeli bir yapıdır. Merdivenlerle bahçesine çıktıktan sonra, iki simetrik kubbe ve aralarındaki manastır tonozu ile örtülü son cemaat yerinden içeriye girilir. Başdurak Camii’nin özellikle iç süslemeleri görülmeye değerdir. En son 1972 yılında onarım gören cami, Anafartalar Caddesi ile 863 Sokak köşesinde olup, 869 ve 873 sokaklarla çevrelenmiştir.

 

Kestane Pazarı Camii

1667’de yapılmıştır. Kare bir mekân üzerine oturan büyük bir kubbeyle etrafındaki dört yarım kubbesi, camiye Art Deco tadında ilginç bir mimari üslup kazandırmıştır. Son derece güzel olan mihrabının, Selçuk’taki İsa Bey Camii’nden getirildiği sanılmaktadır. Giriş kapısı üzerinde bir kitâbesi olan caminin son cemaat yerinde üç kubbesi bulunur. 872 ve 882 sokaklardadır.

 

Şadırvan Camii

1636 tarihlidir. Anafartalar Caddesi ile 912 sokağın köşesindedir. Altında ve yanında bulunan şadırvanlar dolayısıyla bu adı aldığı sanılmaktadır. Başdurak Camii gibi, Şadırvan Camii de çok sayıdaki mağazaya ev sahipliği yapmaktadır. 1815 yılında onarım görmüştür.

 

Havra Sokağı

Adını, yakın çevresinde bulunan sinagoglardan almıştır. 15’inci yüzyılda, İspanya’dan göçlerle gelip İzmir’e yerleşen Yahudiler, işyerlerini en çok bu sokak ve çevresinde açmışlardır. Ticaret hayatındaki başarıları kadar; gelenekleri, görenekleri ve yemekleriyle de Havra Sokağı’na ve İzmir’e bambaşka bir kültür kazandıran Yahudilerin ibadethâneleri, Müslüman cemaatin camileriyle yüzyıllardır iç içedir. Bikur Halim, Ez Hayım, Bet İllel, Şalom, Talmut Tora, Sinyora İveret ve Algazi Sinagogları bu anlamda dinler arası kardeşliğin en güzel kanıtı gibidir. Günümüzde, hemen her türlü gıda ürününün satıldığı bu sokağın dâimi bir pazaryeri işlevi gördüğünü belirtelim.

 

Kadı Hamamı

16’ncı yüzyıl eserlerindendir. Soyunma yerlerinden, basık sekizgen kemerli bir kasnaktan kubbeye geçilir. Buradan da ortası beşik tonozlu ılıklığa varılır. Yıkanma bölümü, dikdörtgen sahanlı olup, iki yanda sivri kemerli ve üstü beşik tonozlu bölmeler bulunur. Günümüzde oldukça bakımlı olan Kadı Hamamı, Anafartalar Caddesi’ndedir ve işletmeye açıktır.

 

Yeşildirek Hamamı

17’nci yüzyıla tarihli bu hamam ise Havra Sokağı’nda bulunmaktadır. Ancak şifa dağıtan suları çoktan kesilmiş olup günümüzde pasaj haline getirilmiştir.

 

•••

 

Benim adım Kemeraltı. Hoşgeldiniz ve sefalar getirdiniz bana. Ben, asırlar var ki buradayım. Ve yine beklerim…

 

 

– Mart 2009     

bottom of page